AnasayfaGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Sitemiz Yep Yeni Bir Çalışma Formatıyla Sizlerle

Paylaş | 
 

 Louis Pasteur

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 1523
Rep Puanı Rep Puanı : 365498
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 25/06/09
Yaş Yaş : 25
Nerden Nerden : dünyadan :d
Lakap Lakap : Mr.Tiqi

MesajKonu: Louis Pasteur   Ptsi Ekim 12, 2009 10:53 pm

Pasteur, 1822 yılında Dole Jura'da dünyaya geldi. Babası, İspanya savaşları sırasında Napolyon ordularında başçavuşluk yapmıştı. Pasteur'un doğumundan kısa bir süre sonra aile Arbois'ya taşındı ve Pasteur okula burada başladı. 1838 yılında ise öğrenimine devam etmesi için Paris'e gönderildi. Fakat yalnızlık çocuğun sağlığını tehlikeye düşürdü. Yazdığı mektuplarda ''Evimin kokusunu bir kerecik duysam, iyileşeceğim sanki'' diyordu.
Gerçekten de kısa bir süre sonra evine döndü ve Besancon Koleji'ne girerek 1840
yılında edebiyat bölümünden mezun oldu. Aynı okulda matematik asistanı
olarak görev aldı; iki yıl sonra da fen dalından bakaloryasını verdi.
Daha sonra Pasteur, Sorbonne'da kimya profesörü olan
J.B. Dumas'ın yanında kimya üzerine çalıştı. 1848 yılında ise Dijon'a
fizik profesörü olarak atanan Pasteur, buradan kimya öğrenmek üzere Strasbourg'a
gitti. Pasteur'ün böyle birdenbire kürsü değiştirmesinde, rasenik
asidin optik özellikleri üzerine yayınladığı ilk orjinal çalışmasının
rolü çok büyüktü. Bu ilk zaferi ona Sarbonne Üniversitesi
profesörlerinden J.B. Biot'un ömür boyu sürecek dostluğunu ve
Strasbourg'daki kürsüyü kazandırdı. Biot, o günlerde çağın
bilimadamlarının bir türlü çözemediği ışık konusu üzerine
çalışmaktaydı. Pasteur'ün dikkatli gözlemciği sonucu bu sorunun kilit
noktası çözülüverdi. Bu işe çok sevinen Biot, Pasteur'ü kolundan
yakalayarak, ''Ben hayatım boyunca bilimi o kadar çok sevdim ki,
şimdi senin bu buluşun karşısında sevinçten kalbim çarpıyor sevgili
çocuğum.''
dedi.
Sorun, yani Pasteur'ün buluşu şuydu: Birbirinin eşi gibi görünen iki
asidin polarize edilmiş ışık karşısında değişik reaksiyonlar
gösterdiğini açıklamıştı. Asitlerden biri sağa yöneldiği halde diğer
asitte bir değişim olmuyordu. Pasteur, ışığa tepki göstermeyen asidin,
diğer ile aynı yapıda olduğunu, bileşimlerinde bir değişiklik
olmadığını fakat son bileşimlerin ayrı özellikleri yüzünden bambaşka
bir şey oluyordu. Sağa yönelen asidin karşısındaki diğer asit büsbütün
sola yönelerek sağa yönelen asidi nötralize ediyordu.
Pasteur, Strasbourg'da sık sık ziyaret ettiği Akademi rektörünün kızına aşık oldu ve evlenmemeye yemin etmiş olmasına rağmen 1849 yılının 29 Mayıs
günü evlendiler. Eşi Marie Pasteur, kocasının çalışmalarını, hatta
işine kendinden çok daha fazla zaman ayırmasına rağmen hep destekledi.
1854 yılında Pasteur'e profesörlük ünvanı verildi ve Lille'de
kurulan yeni Bilimler Akademisi'nin dekanlığına atandı. Bira
endüstrisinin gittikçe gelişmekte olduğu bu şehirde, bilgin bütün
dikkatini fermantasyon (mayalanma) olayına verdi.
Bir gün Pasteur bir bira fabrikasına davet edildi. Fabrikayı gezdikleri
sırada bazı fıçılardan çıkan biranın bazılarına göre oldukça kötü
olduğu söylendi. Bilgin fıçılardaki biraları incelemeye koyuldu ve iyi
bira fıçılarındaki mayanın şeklinin diğerlerinden farklı olduğunu
gördü. İyi birayı meydana getiren mayalar tam yuvarlak mayalardan,
diğerleir ise uzunca mayalardan oluşmuştu. Bu gözlem bilgine, mayalanma
sırasında fıçıların içine yabancı maddelerin karışarak birayı
ekşittiğini düşündürttü.
Bu görüş üzerine araştırmalarını derinleştiren Pasteur, sonunda
bozulma olayının, fıçıya karışan yabancı bir maddeden değil de doğrudan
doğruya biranın hava ile temas etmesinden ileri geldiğini anladı.
Mayalanmayı meydana getiren organizmalar, atmosferdeki diğer
organizmalardan meydana gelmişlerdi. Bunun üzerine mikropların havada
yaşadığını ispat ederek bu gün bile doğruluğundan hiç bir şey
kaybetmemiş bu teoriyi ortaya attı. Bu teoriye göre; canlı organizmalar
inorganik maddelerden oluşuyorlardı.
Uzun ve yorucu deneyler sonucu Alp dağlarının tepesindeki havayı filtre eden bilgin, sonunda buluşunu açıkladı: Pastörizasyon, yani mikroplardan arındırma.
1864 yılında yaptığı bu çalışmaların sonucu Pasteur, gününün en
büyükü kimyageri olarak tanınmaya başladı. Onun bu büyük buluşunu
yaraların tedavisine uygulayan Lord Lister, bu yolla milyonlarca kişiyi
septisemi (kan zehirlenmesi) yüzünden ölmekten kurtardı.
1865 yılında Fransız hükümeti Pasteur'den ipek böceklerinde
görülen bir hastalığı incelemesini istedi. Hastalık Fransa'nın
ipekçilik endüstrisini tehdit ediyordu. Üç yıllık çalışmanın sonunda
iki ayrı hastalık basilini tecrit etmeyi başarakrak ipekböceklerini
bunlardan korumayı başardı.
O yıllarda yoğun çalışma temposuna dayanamayan Pasteur, hafif
bir felç geçirdi. Fakat hastalık yine de çalışmalarını sürdürmesini
engellemedi. Paris'e giderek 1880 yılında kimya profesörü olduğu
Sorbonne'da araştırmalarına devam etti ve kısa bir süre sonra Fermantasyon konusundaki ünlü etüdünü yayınladı.
Pasteur'ün buluşları daima bir mantık çerçevesi içinde gelişiyordu.
Önce bira mayasından havada yaşayan mikropları keşfetti. Sonra
Fransa'nınbütün kümes hayvanlarını kırıp geçiren tavuk vebasını
incelerken Şarbon
hastalığının tedavisini sağlayacak mikrobu buldu. Bu müthiş hastalık
yalnız hayvanları değil, insanları da etkiliyordu. Ve sonunda en büyük
bşarısı olan kuduzun teşhis ve tedavisini bularak insanlık için
en önemli hizmetini yapmış oldu. Kuduz köpekler üzerinde korkusuzca
çalışmalarının sonucu bir serum geliştirdi ve serumu uyguladığı
hayvanlarda kudurma olmuyordu. Acaba aynı şeyi insanlarda da
uygulayabilirmiydi. Kuduz Fransa'da bir kabus halini almıştı, doktorlar
buna bir çare bulmak için çırpınıp duruyorlardı. Ama asıl sorun insan
hayatını tehlikeye atmayacak dozda serumu bulmaktı. Bir gün hastaneye
kuduz bir köpeğin ısırdığı Joseph Meister adında bir çocuk getirildi.
Çocuğun hayatından ümit kesilmişti. Kaybedecek şeyi olmayan Pasteur
dikkatli bir şekilde hazırladığı serumu üç hafta boyunca çocuğa verdi
ve üç hafta sonunda çocuk tamamen iyileşmiş şekilde hastaneden taburcu
oldu.
Bu büyük başarı Avrupa'da hızla yayıldı ve adeta bir kahraman
oldu. Kendisine verilen üne, şana, şerefe karşılık Pasteur, her zaman
sade ve alçakgönüllü bir insan olarak kaldı. Her zaman insanlık için
çalıştı ve kendi sağlığını ikinci plana attı. Sonunda yorgun düşen
bedeni bu tempoya daha fazla dayanamadı ve 28 Eylül 1895'te yatağında öldü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.grafikcity.forum.st
 
Louis Pasteur
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: ViTaMiNLi DeRSHaNe :: Üniversite Dersleri-
Buraya geçin: