AnasayfaGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Sitemiz Yep Yeni Bir Çalışma Formatıyla Sizlerle

Paylaş | 
 

 Baruch Spinoza

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 1523
Rep Puanı Rep Puanı : 365498
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 25/06/09
Yaş Yaş : 25
Nerden Nerden : dünyadan :d
Lakap Lakap : Mr.Tiqi

MesajKonu: Baruch Spinoza   Ptsi Ekim 12, 2009 10:50 pm

Baruch Spinoza (24 Kasım 1632 (Amsterdam) – 21 Şubat 1677 {Lahey) ), Benedictus de Spinoza veya Bento d'Espiñoza olarak da bilinmektedir. René DescartesGottfried Leibniz ile birlikte 17. yüzyıl felsefesinin en önde gelen rasyonalistlerinden
biri olarak kabul edilmektedir. Zamanında anlaşılmayan pek çok filozof
gibi Spinoza da yanlış anlaşılmanın ve anlaşılmamanın muhatabı olmuş,
tuhaf bir çelişkiyle hem en büyük din düşmanlarından biri sayılmış, hem de eserinin temel kaynağının Tanrı sevgisi olduğu söylenmiştir. Bunlarla birlikte Spinoza'nın tam bir bilge yaşamı yaşadığı belirtilebilir. En büyük eseri Ethica isimli kitaptır.
ve

Konu başlıkları



//

Yaşamı


Spinoza, Hollanda'da ticaretle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailesi Yahudi'ydi ve Portekiz'den engizisyonun baskıları dolayısıyla kaçıp önce Nantes'a sonra da Amsterdam'a (1622
yılı olarak tahmin ediliyor) gelmişlerdi. Bilimsel buluşların, dinsel
bölünme ve çatışmaların, siyasal değişikliklerin ve felsefi
gelişmelerin yoğun olduğu bir sırada Hollanda'da yaşadı. Spinoza'nın
babası ticaretin yanı sıra sosyal alanda da gelişme kaydetmiş ve Amsterdam'daki Sinagog'un
ve Yahudi okulunun müdürü olmuştu. Ailesi Spinoza'nın Yahudi hahamı
olarak yetişmesini istemiş ve bu yönde gelişmesi için her türlü eğitim
olanaklarını sağlamıştı. Spinoza bu sebeple erken yaşta gittiği Yahudi
okullarında ve Sinagoglarda İbranice öğrenmiş, Yahudi ve Arap teologların çalışmalarını öğrenme imkânı bulmuştur.

Spinoza'nın laik ve sorgulayıci düşünceyle güçlü bağlantısının başlangıcında eğitim sürecinin başlarında yer alan öğretmeni liberal haham olarak bilinen Manasseh ben Israel'in (Amsterdam Yeshiva'sına 1638'de atandı) etkisi olduğu söylenebilir.
1650'de Franciscus van den Enden'ın okulunda Latince, doğa bilimleri (fizik, kimya, mekanik, astronomi ve fizyoloji) ve felsefe okumaya başladı.
1651'de Spinoza'nın Descartes'in eserlerini okumaya başladığı tahmin ediliyor.
1652'de babasının tüm karşı çıkışına rağmen Spinoza mercek yontma işine başlar.
1653'de Jan de Witt Hollanda bölgesi konsey yönetimi'ne atanır.
1654'de Spinoza'nın babası Michael'ın ölümü.
1655'de Spinoza, Cemaat Mahkemesi tarafından din dışılıkla (materyalistlik ve Tevrat
küçük görmek ile) suçlanır. Bu sorgulamada Tanrı'nın bir bedene sahip
olduğunu savunan Spinoza, sonunda hahamlar tarafından din düşmanı
olmakla suçlanır ve pişman olmaya zorlanır. Bu yıl içinde Spinoza Tractatus de Deo et homine etjusque felicitate (Korte verhandeling van God, de mensch en des zelfs welstand, Tanrı, İnsan ve İnsanın Refahı Üzerine Kısa Bir İnceleme)
isimli çalışmasını da bitirir. Bu kitap çok güçlü olmamakla birlikte
Spinoza'nın felsefesini tüm temel tezlerini barındıran bir yapıt olarak
değerlendirilir.

1656'da
24 yaşındaki genç Spinoza Amsterdam Sinagog'u tarafından, her ikisi de
Dekartçılığın bir formuna dayanan, "Tanrı'nın evren ve doğanın işleyişi
olduğu, bir kişiliği olmadığı ve İncil'in Tanrı’nın doğasını öğretmek
için mecazi ve simgesel bir kitap olduğu" iddialarını savunduğu için
Yahudi cemaatinden kovulur (cherem veya herem; Yahudilikte, Katoliklikteki aforoz benzeri bir ceza) (bknz. René Descartes)
Kovulmasını takiben, ismini Benedictus’a (ilk ismi olan Baruch’un
Latince karşılığı) çevirdi. Cherem'in şartları çok kesindi, ceza asla
geri alınmazdı (bknz. Kasher ve Biderman).

1660'da Amsterdam Sinagog'u yerel yetkililere Spinoza için "her türlü din ve ahlak için bir tehdit" diyerek şikayette bulunur.
1661'de Spinoza Amsterdam'ı terk eder, yakınlardaki Rijnsburg'a yerleşir, Etika 'sını yazmaya başlar ve hayatının sonuna kadar mektuplaşacağı Henry Oldenburg ile tanışır.
1662'de Tractatus de intellectus emendatione isimli eserini bitirdiği tahmin edilmektedir.
1663'de Lahey yakınlarındaki Voorburg'a ressam Daniel Tydemann ile birlikte yerleşir.
1664 yılında Lahey'de Descartes Felsefesi'nin İlkeleri isimli kitabını yayınlar. Bu kitabın ekinde Metafizik Düşünceler adlı çalışması yer almaktadır. Aralık 1664'den Haziran 1665'e kadar amatör bir Kalvinist teolog olan ve Spinoza’ya şeytan konusunda sorular soran Blyenbergh ile mektuplaşır. 1665'in son aylarında Oldenburg'a, 1670'te basılacak olan yeni kitabı Teolojik Politik İnceleme 'ye çalışmaya başladığını yazar.
Bazı arkadaşlıkları (Jan de Witt gibi) nedeniyle politik kamplaşmalarda taraf olmak durumunda kalmış, yazdığı ve isimsiz olarak yayınladığı Teolojik-Politik İncelemeler kitabı bu kamplaşmalar dolayısıyla tepkiyle karşılanmıştır. Spinoza bu kitabından sonra yazmamaya karar verir.
1670'de Teolojik-Politik İncelemeler Amsterdam Kilise Konseyi (Kalvinist)tarafından "Dininden dönen bir Yahudi ve Şeytan tarafından Cehennem'de uydurulmuş ve Sayın Jan de Witt'in bilgisi dahilinde yayınlanmıştır" ifadesiyle eleştirildi. Spinoza Lahey'de Stille Veerkade'de yaşamaya başlar.
1671'de Leibniz ona Notita opticae promoteae isimli eserini oda Leibniz'e Teolojik-Politik İncelemeler eserini yollar.
1673'te kendisine teklif edilen Heidelberg Üniversitesi'ndeki felsefe kürsüsünü de reddeder, çünkü "din adamlarını rahatsız etmeme koşulu" vardır bu önerinin.
Etika'isimli eserini 1675'te
tamamlar. Bu eser belirli bir çevrede dolaşır, tartışılıp
değerlendirilir, ancak Spinoza yaşadığı sırada izin vermediğinden
basılmaz.

Ölümünden bir yıl önce 1676'da Leibniz ile görüşür. Aynı yıl Lahey Sinodu Teolojik-Politik İncelemeler in yazarı hakkında takip kararı alır.
21 Şubat 1677'de ölen Spinoza'nın eserleri, Amsterdam'da, arkadaşları tarafından Opera Posthuma (Ethica, Tractatus politicus, Tractatus de intellectus emendatione, Epistolae, Compendium Grammatices Linguae Hebrae) adıyla yayınlanır.
1678'de Spinoza'nın eserleri Felemenkçe (kendi dilinde) yayınlanır.
Felsefi düşünceleri


Spinoza'nın düşünce kaynaklarında farklı etkilerin olduğu
söylenebilir. Onun zor anlaşılan ya da tamamen zıt yönlerde anlaşılan
felsefesinin oluşumunda bir yanda Yahudi mistiklerini, İslam
düşünürlerini, skolastikleri, 17. yüzyılda çok önemli gelişmeler
kaydeden doğabilimlerini, Giordano Bruno ve özellikle onun panteizminiDescartes'ı ve Kartezyen felsefeyi buluruz. Bir anlamda bunlara bağlı olarak onun felsefi sorununun töz sorunu olduğunu, bu eksende varlık problemine yöneldiğini söyleyebiliriz.[1]
ve bütün bunların ötesinde
Beden ve ruhun birbirlerine olan üstünlükleri yerine
paralelliklerini savunan Spinoza ereksel bir nedenselliğe de karşı
çıkmıştır. Bununla birlikte aşkın bir tanrı anlayışı yerine içkin bir
doğa anlayışı getirmiştir. Böylece ruhun bedeni yönettiği insanbiçimli
tanrı fikri yerine bütün çeşitlilikleri barındıran ereksel olmayan tek
bir doğadan bahsetmekle beraber insandaki temel üç yanılsamayı tasfir
etmiştir. Ereklilik çerçevesinde; Bilinç, özgürlük ve tanrıbilimsel
yanılsama.

“Spinoza’nın misalinde, yeni materyalist felsefenin Yahudiliğin
bağrında veya Yahudi ananesinin kaynaklarında doğuşu gayet iyi takip
edilebilir. Bu ananede dini öz, milli, siyasi ve dünyevi muhtevaya
nispeten çok ince sığ kalıyor, yani Hıristiyanlığa tamamen ters bir
durum.” Aliya İzzetbegoviç D.B.A.İSLÂM Sayfa 266

Spinozacı metafizik


Spinoza'nın felsefi çalışmalarının anlaşılmak ve değerlendirilmek
bakımından özel zorlukları olduğu bilinen bir gerçektir. Kullandığı
kavramlar, bunlara getirdiği tanım ve açıklamalar birçok farklı
yollardan yeniden sorgulanabilir ya da değerlendirilebilir
görünmektedir. Bu yalnızca Spinoza'nın bir yanda 'Tanrı-sarhoşu, öte
yanda din ve tanrı düşmanı olarak değerlendirilmesi meselesinde ortaya
çıkmaz, bir bütün felsefi sisteminin anlaşılmasında özel bir sorun
yaratır. Felsefenin bildik terimlerini kullanmakla birlikte,
Spinoza'nın kendi metafiziğini kurarken bu terimlere sağladığı anlam
katmanları ve terimleri birbiriyle ilintilendirme tarzı onun sisteminin
anlaşılmasını güçleştirmiş ve bunun yanı sıra pek çok farklı şekillerde
yorumlanmasına yol açmıştır.

Temel yapıtı Etika ilginç özelliklere sahiptir. İlkin burada
Spinoza'nın felsefi çalışmasına bilimsel bir konum kazandırmaya
çalıştığı söylenebilir. Rasyonalist filozofların matematikten
etkilenmeleri ya da onu model almaları Spinoza içinde geçerlidir, ancak
Spinoza matematikten çok geometriyi benimser ve yapıtlarında geometrik yöntemi kullanır. Etika'nın altbaşlığı bu bakımdan örnektir: Geometrik yönteme göre kanıtlanmış olan ahlak.
Yorumcuları, çalışmanın ağır yapısının buradan kaynaklandığında
hemfikirdirler. Etika'nın hem biçimsel yapısın hem de içeriğini
geometrik yöntem şekillendirir.

Etika'nın temel kavramları olan töz, nitelik, görünüm, nedensellik bunlara örnek olarak verilebilir. Spinozacı metafiziğin nasıl bir ontolojiye sahip olduğu, Tanrı ya da Doğa dediğinde ne demek istediği, insanın doğadaki yerinin nasıl ele alındığı, özgürlük ve zorunluluk
ilişkisinin nasıl değerlendirildiği önemli boyutlar ve sorunlar içerir;
Spinoza bu bakımdan etkisi geç anlaşılmış ve anlaşıldığı andan itibaren
sürekli yeniden değerelendirilir bir filozof olmuştur.

Tanrı ya da Doğa


“Spinoza’nın yazılarından her yere tanrı yerine tabiat kelimesi
konulabilir. Bu konuda kendisi bile sarih olarak yol gösteriyor. Tanrı
mefhumundan şahsi, irade ve hatta şuurla ilgili her şeyi çıkarmak
suretiyle, Spinoza, bu iki mefhumu birbirine yaklaştırır.” Aliya
İzzetbegoviç D.B.A.İSLÂM Sayfa 266

Spinoza'nın panteist
bir düşünce yönünde uçlara vardığı ve monist bir tanrı-doğa düşüncesine
ulaştığı ilk olarak belirtilmesi gereken noktadır.Bununla birlikte
Spinoza'nın felsefi sisteminde Tanrı kavramının merkezi bir yeri olduğunu söylemek gerekir. Tanrı, bu felsefi sistemin hem başlangıç noktası hem de son noktasıdır: "Var olan her şey Tanrı içinde vardır ve Tanrı olmaksızın hiçbir şey ne varolabilir ne de kavranabilir".

Ancak yine de açık olmayan Spinoza'nın Tanrı'sının felsefesi
açısından nasıl bir şey olduğudur. Kendinde bir neden, nedeni kendinde
olmak (causa sui) anlamında Tanrı ve özellikle bu alıntıda kullanılan içinde
terimi Spinoza üzerine yapılan sonu gelmez yorum denemelerinde sürekli
bir tartışma konusudur. Bilimsel bir düşünceye de dinsel bir düşünceye
de bağlantılandırılan Spinozacı felsefenin Tanrı kavramı, hem ontolojik
kanıtlamanın hem de bilgi bilimsel yapının anahtarı olarak
görünmektedir. Çünkü tanrının varlığı için öne sürülen ontolojik veri, bir gerçekliğin varlığını o gerçekliğin kavranışından hareketle kanıtlamaya yönelen yaklaşımdan hareket eder görünmektedir.

Aynı zamanda Spinoza'nın monist bir dizgeye yöneldiği söylenebilir; onun hem bir ateist hem de bir panteist
olarak görünmesini sağlayan ise bu monist tutumun özgüllüğüdür. Ünlü
sav sözünde Spinoza, :"Tanrı ya da Doğa" (Deus sive Natura) demektedir.
İlk alıntı ile bu sav söz karşılaştırıldığında Spinoza'nın güç
anlaşılır tezleri belirginleşmektedir. Bu formülasyonla Spinoza, bir
yanda fiziksel dünyanın özünde teolojik olmasını ve öte yandan
teolojinin kişisel olmaması sağlamaya çalışır. Burada Spinoza, örtük ve
açık bir takım varsayımlara dayanır, hatta bir tür gizli varsayım[2])

sistemin temelidir diyebiliriz. Bu gizli varsayım sonradan üzerinde çok
konuşulacak olan, gerçeklik ile kavrayışın örtüşmesi, daha düşünce
dünyasındaki bağıntıların birebir gerçeklikteki bağıntılara tekabül
etmesidir.(

Bu yaklaşımları geliştirmekte nedensellik
kavramı da ayrı bir öneme sahiptir. Spinoza'nın gizli varsayımının
kuramsal dayanağı bir anlamda bu nedensellik fikridir, ancak
Spinoza'nın nedensellik fikri ampirizm felsefesi için kabul edilemez bir nedensellik yaklaşımıdır. Spinoza burada rasyonalist
yönelime uygun bir yol izler ve nedenselliği bir bakıma dünyadan
kopartarak zihnimize, yani dünyayı kendi kavrayışımıza bağlar. Çünkü
ona göre, eğer aklı mümkün kılan çıkış noktaları ya da öncüller
gerçeklik için bir güvence sağlayamayorsa başka hiçbir şey sağlayamaz.
Böylece apaçık gerçeklik, düşünceden gerçekliğe geçişin sağladığı bir
gerçeklik olarak belirir. Buna göre, fiziksel dünyanın, düşüncenin onu
temsil ettiği gibi olduğunu, bizzat bu düşüncenin kendisinden anlarız
ki Spinoza bu yolla argümanlarında kavrayış nosyonunu özel bir ilgiyle kullanmakta ve bunun aracılığıyla dünyaya bir tanım getirmektedir.

Töz, nitelik ve görünüm


Bu noktada Spinozacı töz, nitelik ve görünüm kavramlarına bakmak gerekir. TözGörünüm
(modus) ise kendi aracılığıyla ve kendinde kavranan değil, aksine tözün
görünümü olarak tanımlanır. Bizim ya da başka bireysel şeylerin
varoluşlarının açıklanması kendimiz dışındaki başka bir şeye dayanır;
hepimiz kutsal ve mutlak bir tözün görünümleriyizdir.Bu anlamda Tanrı
bir töz'dür, yani kendinde bir nedenle ve zorunlu olarak Tanrı (causa
sui) vardır. Ancak böyle ise, töz aynı zamanda herhangi bir şeydirde,
yani varolduğu ontolojik bir veri tarafından kanıtlanan herhangi bir
şey töz olabilir. Ancak Spinozacı sistem böyle bir çıkarsamaya olanak
vermez. Spinoza, birci anlayışıyla ve düşündüğü metafizik sisteme
varabilmek için bunu kabul edemez ve rasyonalizmin örtük
varsayımlarından yararlanarak Tanrı dışında bir tözün olabilirliğini
yadsır.
(substantia), kısacası, nedeni kendi içinde olan, kendisi kendi aracılığıyla kavranandır.
Nitelik (attributum kavramıysa, Tanrı'yı özünde ne ise o olarak gösteren şeydir. Düşünce ve uzam
Spinoza'ya göre, Tanrı'nın iki temel niteliğidir. Böylece o, Kartezyen
felsefedeki soruna kendince bir çözüm getirir; düşüncelerin ve fizik
nesnelerin tek bir tözün değişimleri olduğunu öne sürer, ve Tanrı'yı
"her biri ebedi ve sonsuz özü ifade eden sonsuz nitelilerden oluşan bir
töz" olarak tanımlar.([3])

Bütün bunlar Spinoza felsefesinin metafizik gücünü ve anlaşılmaktaki
zorluklarını göstermektedir. Spinoza felsefesinin gücü de güçsüzlüğü de
başlangıç öncüllerinde ve kavramlara kattığı özel iceriklerdedir.
Spinoza felsefesinde çıkan sonuç ise daha da çarpıcıdır, tanrı ile doğa
ayrık değil özdeştir. Bu sonuç, mantıksal neden ile gerçek nedenin özdeş sayılmasına paraleldir. Dolayısıyla da Tanrı bilgisi ya da Tanrı'yı bilmek, entelektüel Tanrı sevgisi (amor intelictualis Dei) Spinozacı metafiziğin çıkış noktası ve varış noktasıdır.[[Kategori: ]]#redÇÂĞÎçâğğÎâ{gumba)

İnsan


Spinoza'daki insan anlayışının felsefi sistemiyle, kurduğu
geometrik metafizik bütünlükle doğrudan bağlantılı zorunlu bağlamları
vardır. Töz anlayışı, evreni bir zorunlu bağlantılar sistemi
olarak tekci anlayışla açıklamak üzere kurulur ve bütün varlıklar
Tanrı'dan başka bir şey olmayan bu tözün zorunlu görünümleri olarak
açıklanır. Tanrı, sonsuzluk boyutunda (sub specia aeternitatis) her şeyin özüdür; insan ise zaman ya da süre boyutunda (sub specia durationis) Kendinin kendinde nedeni ve bu temelde her şeyin varoluşunun nedeni olan Tanrı, Spinoza'nın beden-ruh ikilemini çözmesine de yardım eder.

Bu çözümü şu şekilde ifade etmek mümkündür: Beden (corpus) ve ruh, Tanrı'nın sonsuz özünden
gelen görünümlerdirler ve dolayısıyla gerçek dünyanın düzeniyle ruhun
düzeni birlik oluşturur. Böylece geleneksel anlamda bilinen birey-özne
ve dolayısıyla insan Spinozacı sistemde ortadan kaldırılmıştır. Bu
sistemde bireysel anlamda akıl ve irade sahibi, kendi kararlarını veren
ve verdiği kararlarda özgür olan bir insan anlayışına yer kalmaz;
aksine ruh ve madde, zihin ve gerçeklik tek ve sonsuz bir özün görünümleri olarak aynı derecede zorunlulukla belirlenen varlıklardoğalcı ve mekanist

olarak belirirler.İnsan iradesini irade olarak tanımayan Spinozacı
metafizik, ilginç bir etik anlayışına yol açar; ilginçlik etik bilinen
anlamda irade ve insan kararları üzerine kurulu olmasından
kaynaklanır.Varlığı ve varoluşu bütünlükle nedensellikler içinde
açıklayan bir felsefe sistemi, aynıksal sistemin içine zorunlu olarak
etiği oturtmak durumundadır.Spinoza, buna bağlı olarak, insan ruhuna
yönelik kabul edilen bir düşünce şekillendirir.

Spinoza için soyut etik yasaların ve değer yargıları belirlemenin hiçbir anlamı yoktur, önemli olan gerçeği tanımaktır, ki bunun nasıl bir şey olduğunu sisteminde açıklar.Güç ve erdem insanı açıklamakta önemlidir, ancak her ikiside Tanrı bilgisindeteolojik-politik düşüncesinde oluşturmaktadır.ona gore geometri onemlidir. senol gumba
temellenir. Spinoza'nın felsefi sistemi Tanrı düşüncesiyle başlayıp
Tanrı düşüncesiyle sonlandığı için insanın doğru konumlanışı bu
sistemin belirlediği gereklere göre bilgiye yönelmesi ve kendi
zorunluluklarını kavramasıdır.Spinoza insan-toplum-devlet düşüncelerini
bu felsefi düşünüş doğrultusunda temellendirmekte, insan tanımlamasını

Özgürlük


Spinoza, her tür tasarım ve iradeye dayalı kararın zorunlulukla
kendisinden önce gelen bir olaya dayandığı fikrinden hareket eder. Bu
şekilde yaklaşılınca istenç ve irade özgürlüğü
olarak adlandırılan özgürlüğün reddedilmesi ortaya çıkar. Felsefe
tarihi içinde Spinoza kadar katı bir kuramsal yargıyla bu anlamda ki
özgürlüğün reddedilmesi sözkonusu değildir.Daha sonra yapısalcılık'ın belirli bir yorumunda, örneğin Althusser'in özneyi yapınının bir türevi olarak ortaya koyan çalışmalarında bu tür bir yaklaşım görülür.Spinoza özgürlük
bir yanılsama dahası bir fantazi sayar. Buna sebep olanın,
eylemlerimizin ve etkinliklerimizin nedenlerini bilmememiz olduğunu
söyler.

Spinoza'ya göre, eğer aşağı doğru akan bir su düşünebilen bir varlık
olsaydı, kendi özgür istenci ve iradesiyle aşağı doğru akmakta olduğunu
düşünürdü. Karar verme durumumuzu başka bir açıdanda özgürlük olarak
kabul edemeyiz, çünkü kararlarımız çoğunluk hafıza denilen yapının
etkileriyle oluşur, ve Spinoza'ya göre hafızaya hakim olabildiğimiz
söylenemez.

Sonuç olarak Spinoza'nın elbette bir özgürlük anlayışı sözkonusudur
ve bu anlayış şaşırtıcı olmayacak kadar kesin bir nitelikle onun
mantıksal sistemine derinden bağlıdır. Spinoza için özgürlük, insanın kendi doğasında mevcut olan zorunluluklara uyması durumudur.
Özgürlük, zorunluluğun tanınmasıdır. Bu argüman, zorunlu olarak her tür
özneyi ve öznelliği dışta bırakan Spinozacı sistemden ileri
gelmektedir. İnsan teki, Tanrı'nın görünümlerinden biri olduğu için,
herşeyi yöneten yasalar bu insan tekini de yönetir ve onun kararı bu
durumda olsa olsa bu yasalara uymak durumudur ki, burada bir
özgürlükten sözedilemez. Spinoza'nın tüm sistemini kurarken saf ve tarafsız bir mantıkçının
konumuna çekilmeye çalıştığını söyleyebiliriz ve tutumu özellikle
özgürlük konusunda belirgindir. Eylemleri yalnızca kendisi tarafından
belirlenen şey özgürdür ve bu insan olamaz, olsa olsa Tanrı olabilir.
İnsan eylemliliği ise zorunlu olarak belirlenmiştir. Buna bağlı olarak
özgür insan, Spinoza'ya göre, içinde bulunduğu ve kendisini belirleyen
zorunlulukların farkında olan, bunların bilgisine sahip olan insandır.
Bu anlamıyla felsefi sisteminde Spinoza, daha yüksek bir algı düzeyine
çıkmış, duygularını denetim altına alabilen, kendisinin ve dünyanın
kavrayışına sahip olmayı özgür insan olarak tanımlar.

Spinoza'nın etkileri


Spinoza'nın güçlü mantıksal metafizik sistemi, gerek Leibniz'in eleştirileri gerekse diğer ampirik felsefenin gelişmesiyle kısmen unutulur. Kant'a
gelindiğinde ise önemli bir kuramsal müdahale ile karşılaşır. Kant bu
sistemin örtük ve açık varsayımlarını sorunsallaştıran bir yol izler, ontolojik alan ile epistemolojik alanı kategorik
bir ayrıma tabi tutarak, gerçekliğin bizim düşüncelerimize tekabül
ettiği ya da edebileceği varsayımını geçersizleştirmeye çalışır. Saf akıl'ın
perspektifine ulaşılamaz, sonsuzluk boyutuna dair bir bakışa ya da
bilgiye erişilemez. Ateist ya da tanrı sevdalısı filozof şeklindeki
kısır ya da tek yönlü değerlendirmelerin dışında Spinoza 18. yüzyıldan
itibaren birçok filozofu müttefik ya da rakip olarak etkilemiştir.

Novalis, Sckleiermacher, Jacobi, Mandelssohn, Goethe, Schelling,
Hegel bu etki alanının içindeki önemli isimler olarak belirtilebilir.
Hegel'in Spinozacı felsefi sistemi dönüştürerek kullandığı
söylenebilir, Spinoza'daki töz Hegel'de Mutlak idea olarak alınır bir anlamda. Ayrıca Marx'ın
Hegel'i ayakları üzerine oturtma girişiminde de Spinoza etkisi olduğu
öne sürülmektedir. Çünkü, marksist felsefe, insanın etkinliklerini onun
maddi koşullarından bağımsız görmemekte, özgürlüğün zorunlulukların
bilinci olduğu tezini olumlamakta, bunlara bağlı olarak doğa
yasalarının belirleyiciliğini öne sürmektedir ki Spinozacı sistemle
bunlar arasında paralellikler kurmak kaçınılmazdır.

Nietzsche
ise tam bir Spinoza karşıtı olarak konuşur, çünkü Spinoza'nın temel
savlarını kabul edilemez bululur. Örneğin, gerçek'in ona yönelik
yaklaşımlardan koparılabileceği yönündeki düşünce kabul edilemez bir
yanlıştır. Nietsche, Spinoza'nın matematiksel hokus pokuslarla felsefi
sistemini kurduğunu söyler ve onu "hasta münzevi" olarak tanımlar.
Nietzscheci düşünceyle önemli ilgileri olan postmodern felsefenin önemli isimlerinden Gilles Deleuze
ise Spinoza'ya çok önem veren düşürlerden birdir. Spinoza üzerine
dersler ve konferanslar vermiş olan Deleuze, daha sonra bu notlarını
Spinoza/Pratik felsefe başlığında yayımlamıştır. Bu kitap Etika üzerine
bir tür sözlük ve açımlama metnidir. Özgürlüğün zorunlulukların
bilgisine ulaşma olarak tanımlayan Etika'yı, bir özgürleşme etiği
olarak değerlendiriri Deleuze.Deleuze'dan önce Louis Althusser'in ismini de anmak gerekir. Yapısalcılık'ın
ve kuramsal Marksizmin önemli ismi Althusser, öznenin yokluğu ve
yapının/kuramın belirleyiciliği konularında Spinozacı sistemden
referanslar bulmuş ve onun üzerinde önemle durmuş bir düşünürdür.

Çalışmaları



  • Ethica
  • Tanrı, İnsan ve İnsanın Mutluluğu Üzerine Kısa İnceleme
  • Politik İncelemeler, (Tractatus Politicus)
  • Kavrayış Gücünün Gelişimi
  • Descartes Felsefesinin İlkelerinin I. ve II. Bölümlerinin Benedictus Spinoza Tarafından Geometrik Yöntemle Tanımlanması.
  • Teolojik-Politik İncelemeler

Spinoza hayattayken yayımlanan çalışmaları Descartes'in Principia Philosophiae (Felsefenin İlkeleri) çalışmasını yorumladığı çalışması ve Teolojik-Politik İncelemelerEtika
hazır fakat yayınlanmamış bir kitaptı, ölümünden uzun bir zaman sonra
yayımlandı. Diğer kitapları izleyicileri tarafından notları ve
tamamlanmamış yazılarından bir araya getirilirek hazırlandı.
adlı kitabıdır.
Türkçe'de Spinoza



  • Törebilim, Aziz Yardımlı (çev.), İdea Yay., İstanbul, 2000.
  • Etika, Hilmi Ziya Ülken (çev.), Dost Yayınları, Ankara, 2004.
  • Tractatus Politicus, Murat Erşen (çev.), Dost Yayınları, Ankara, 2007.
  • Spinoza - Blyenbergh, Kötülük Mektupları, Alber Nahum (yay. haz. ve çev.), Norgunk Yayıncılık, İstanbul, 2008.




  • Cemal Bali Akal, Özgürlüğün Geleceği Yoktur: Edebiyatta Spinoza, Dost Yayıncılık, Ankara, 2004.
  • Cemal Bali Akal, Varolma Direnci ve Özerklik: Bir Hak Kuramı İçin Spinoza'yla, Dost Yayıncılık, Ankara, 2004.
  • Moris Fransez, Spinoza'nın Tao'su: Akıllı İnançtan İnançlı Akla, Yol Yayıncılık, 2004.
  • Etienne Balibar, Spinoza ve Siyaset, S. Soyarslan (çev.), Otonom Yayıncılık, İstanbul, 2004.
  • Antonio Negri, Yaban Kuraldışılık Spinoza Metafiziğinin ve Siyasetinin Gücü, Eylem Canaslan (çev.), Otonom Yayıncılık, İstanbul, 2005.
  • Gilles Deleuze, Spinoza. Pratik Felsefe, Ulus Baker (çev.), Norgunk Yayıncılık, İstanbul, 2005.
  • Gilles Deleuze, Spinoza Üzerine Onbir Ders, Ulus Baker(çev.), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2008.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.grafikcity.forum.st
 
Baruch Spinoza
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: ViTaMiNLi DeRSHaNe :: Üniversite Dersleri-
Buraya geçin: